Erken Bosaliyorum Ne Yapabilirim

August 31, 2010 at 4:00 am Filed in:Sağlık No Comments

Erken Boşalma

Normal antegrad boşalmada üç temel mekanizma söz konusudur;

Emisyon,
Boşalma ve

Orgazm Boşalma bozuklukları bu üç mekanizmanın herhangi birinde bozulma sonucu olmaktadır.

En sık görülen erkek seksüel fonksiyon bozukluğu olan erken boşalmanın prevalansı % 36 – % 38 civarındadır. Erken boşalma bu kadar sık görülmesine rağmen tanımı üzerinde henüz tam bir birliktelik sağlanamamıştır. Özellikle DSM–IV’e göre erken boşalma; kişinin isteği olmaksızın vajinal penetrasyondan önce veya sırasında ya da hemen sonrasında; minimal stimülasyon ile oluşan sürekli veya tekrarlayan boşalma şeklinde tanımlanmıştır (54). ICD–10’a göre ise erken boşalma; boşalmayı cinsel doyum için yetecek kadar bir süre geciktirememe durumu olarak tanımlanmıştır. Boşalma koitten önce veya hemen sonra oluşur (şayet bir zaman sınırlaması gerekirse: cinsel birleşmeden önce veya koit başlangıcından sonra 15 saniye içinde boşalmanın olması durumudur). Bu iki referansta da 3 genel kriter vardır:

Erken boşalıyorum ne yapabilirim?

1. Kısa boşalma süresi,
2. Seksüel doyumun olmaması,
3. Mevcut durum ile ilgili kişisel yararlanımın yokluğu.

Hem DSM–IV hem de ICD–10 erken boşalma tanısı konulurken hariç tutulması gereken durumları belirlemiştir. Bunlar;
Alkol ve madde bağımlılığı,
İlaç kullanımının sebep olduğu erken boşalma,
Yeni bir partner veya durumun çok yüksek cinsel uyarılmaya yol açtığı durumlar,

Düşük sıklıktaki cinsel aktivite Birçok olguda hastalığın etiyolojisi belli değildir ve çoğunlukla organik ve psikojenik faktörler birlikte yer almaktadır. Erken boşalma etiyolojisinde sıklıkla belirtilen penil aşırı duyarlılık ve olumsuz (negatif) durumlar olmasına karşın, bu mekanizmaları açıklaması için henüz yeterli bilgi desteği yoktur.

Erken boşalmamak, boşalma refleksinin santral sinir sistemince baskılanamaması sonucu gelişmesi nedeniyle psikojenik bir olay olarak kabul edilmektedir. Bunun sebebi olarak da normal hastalarla erken boşalmalı hastalar arasındaki psikolojik farklılık olmasını göstermişlerdir. Psikoanalitik teorilere göre altta yatan anksiyete bozukluğu ve öğrenilmiş davranış bozukluğu veya her ikisinin erken boşalmadan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Katekolamin deşarjına bağlı olarak ritmik kasılmalardaki artmayı anksiyete durumundaki kişi hissedemeyip boşalmayı inhibe edememektedir. Başlıca anksiyete bozukluğu sebepleri; vajinanın aşılamama korkusu, ilk koit deneyimleri, korunma amacıyla koitus interraptus, partnere karşı isteksizlik, kastrasyon anksiyetesi, partnerin hayal kırıklığı korkusu, genelev deneyimleri ve kadının koitusa ilgisizliğidir. Eşleriyle sorun yaşayan erkekler boşalmayı bilerek önlemek istemezler. (erken boşalmanın üstesinden gelmek)

Erken boşalma primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Cinsel ilişkinin başlangıcıyla beraber çok erken başlayan erken boşalmaya primer, başlangıçta yeterli ejakülatör kontrol sağlanırken daha sonra görülen erken boşalmaya sekonder erken boşalma denir. Psikoseksüel ve psikiyatrik ölçümler kullanılarak değerlendirilen erken boşalmalı hastaların sekonder tipinde, primer tipine oranla daha fazla sertleşme problemleri görülmesi, seks gücünde azalma, cinsel uyarı sırasında istek ve heyecanda azalma görülmüştür. Diğer yandan primer erken boşalmalı hastaların daha genç oldukları ve sekonder tipine göre cinsel ilişki sırasında anksiyetelerinin daha fazla olduğu saptanmıştır. Nadiren prostatit, üretrit gibi enfeksiyonlar ve T12-L1 düzeyindeki travmalar, benin prostat hiperplazisi (BPH), diyabet, pelvis kırıkları ve ateroskleroz gibi hastalıklar da erken boşalmaya neden olabilmektedir. Waldinger erken boşalmayla ilgili yapılan deneysel çalışmaları derlediği yazısında, erken boşalmanın santral seratonerjik sistem ile ilgili ve herediter faktörlerden etkilenen nörobiyolojik bir fenomen olduğunu ileri sürmüştür

Erken Bosalma Cozum ve Tedavisi

August 31, 2010 at 4:00 am Filed in:Sağlık No Comments

Erken Boşalmanin Cozum ve Tedavisi

1- Psikolojik tedavi

Erken boşalmayı psikoseksüel bir hastalık olduğunu kabul eden klasik psikolojik görüşe göre psikojenik etiyoloji ve patogenez psikoterapi ile düzeltilmelidir. Her ne kadar erken boşalma tedavisinde yeni ve uygun farmakolojik tedavilerin kullanılmaya başlanması geleneksel psikolojik/davranışsal metotları gölgeliyorsa da, psikolojik/davranışsal yaklaşımlar çeşitli nedenlerle halen cazip bir tedavi seçeneğidir. Tedavi probleme özeldir, zararlı veya ağrılı bir girişim değildir, erkeğin tıbbi hikayesine çok az bağımlıdır, yan etki çok azdır veya yoktur, çiftleri cinsellikle ilgili açık iletişime teşvik eder ve süreklilik gösterir. Ancak aynı zamanda psikolojik/davranışsal yaklaşımla ilgili bazı çekinceler de vardır: önemli miktarda zaman ve para gerektirir, hemen sonuç alınmayabilir, partnerin uyumu gereklidir ve etkinliği belirsizdir.

Erken boşalan erkekler tedavi

Seks terapistleri arasında iki psikolojik/davranışsal yöntem popülerlik kazanmıştır ve bunlar en azından, bilimsel kriterleri karşılamaya yakındırlar. Bunlardan ilki Semans tarafından geliştirilen dur-sık tekniğidir, diğeri ise Kaplan tarafından savunulan dur-ara ver tekniğidir. Her iki teknikte de seksüel stimulus durdurularak boşalma dürtüsü baskılanır.

Medikal tedaviler

a- Topikal tedaviler ve erken boşalmamak

Erken boşalmanın tedavisi için prilokain – lidokainli krem kullanılarak iyi sonuçlar bildirilmiştir. Bununla birlikte, cinsel ilişkiden 30 dakika önce krem sürülmesi, kondom kullanılmasını gerektirmesi, tedaviye cevabın uzaması ile cinsel isteğin azalması nedeniyle popülaritesini yitirmiştir. Tedavide başarı oranları % 5’ler düzeyindedir. Kondom kullanılmayacak ise vajinal penetrasyon öncesi aneserkenik krem vajinal duyarsızlığa sebep olabileceği için silinmelidir

b- Nöroleptikler ve monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri
1960’lı yıllarda MAO inhibitörlerinden izokarboksazid ve fenelzin, nöroleptik ilaçlardan tioridazin ve klorprotiksinin boşalmayı geciktirdiği bildirilmiş ve erken boşalma tedavisinde kullanılmıştır. Fakat yan etkileri sebebiyle bu ilaçlar günümüzde kullanılmamaktadır.

c- Trisiklik antidepresanlar (TSA)
Erken boşalma tedavisinde ilk kez 1973 yılında Eaton tarafından kullanılan trisiklik antidepresanların (klomipramin) etki mekanizmasının ejakülatör refleksin otonomik olarak baskılanması, psikolojik uyarılmanın azalması ve anksiyolitik etki olduğu düşünülmektedir. 10 – 11 günlük veya cinsel ilişkiden 3 – 5 saat önce 25 – 50 mg dozlarında verilir. En sık görülen yan etkileri ağız kuruluğu, konstipasyon ve his farklılığıdır.

d- Alfa – adrenerjik blokerler ve erken boşalmayı önleme

Alfa – adrenerjik bloker olan fenoksibenzaminin 10 – 30 mg/gün dozunda kullanılması ile erken boşalmalı olgularda sonuç alındığını bildiren çalışmalar mevcuttur. Ancak bu tür ilaçların en sık görülen yan etkisinin aspermi olması nedeniyle çocuk isteyen çiftlerde kullanımını sınırlamıştır.

e- Selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI)

SSRI’lar yan etki olarak gecikmiş boşalmaya neden olmalarıyla beraber erken boşalmalı hastaların tedavisinde kullanılmaktadırlar. En sık kullanılan medikal tedavi grubunu oluşturmaktadırlar. Waldinger ve arkadaşları yaptıkları çalışmalarda paroksetin, fluoksetin, sertralin ve fluvoksaminin erken boşalma tedavisindeki etkilerini araştırmışlar ve en iyi etkinin paroksetinde olduğunu, fluoksetin ve setralinin boşalma süresini paroksetinden daha az uzattığını ve fluvoksamin veya nefrazadonun boşalmayı geciktirmede klinik olarak anlamlı olmadığını bildirmişlerdir. Ancak bu ilaçlarla yapılan tedavilerde dalgınlık ve uykusuzluk gibi yan etkilerin ortaya çıkması, hastaların tedaviye uyumunu olumsuz etkileyebilmektedir.

f- Fosfodiesteraz (PDE) tip 5 inhibitörleri ve erken boşalanlar anlatıyor

Erken boşalma tedavisinde son zamanlarda, sildenafil sitratın tek başına veya kombinasyon tedavisi şeklinde kullanımı ile başarılı sonuçlar bildirilmektedir. Yine Ekmekçioğlu ve arkadaşlarının vardenafille yaptıkları çift kör plasebo kontrollü çalışmada da vardenafilin, boşalma süresini anlamlı şekilde uzattığı gösterilmiştir.

PDE tip 5 inhibitörlerinin boşalmayı geciktirici mekanizmalarının tam olarak bilinmemesine rağmen, bu ilaçların hem psikolojik, hem santral hem de periferik etki ile etki ettikleri düşünülmektedir. Bu tedavi ile artan erektil kapasite sonucu azalan kaygı ve artan özgüven psikolojik destek sağlarken, merkezi bir etki ile de sempatik tonusun azalmasına yol açmaktadır. Nihayet periferik etki ile vaz deferens, seminal vezikül, ejakülatuar kanal ve prostat düz kaslarında dilatasyon ile de ejakülatör cevapta azalmaya sebep olmaktadır

Dr. Ender Saraç Sedef hastalığı için öneriler

August 31, 2010 at 4:00 am Filed in:Cilt Bakımı No Comments

Ender Saraç’ın 28.08.2010 Cuma günü Star Tv de yayınlanan Ender Saraç’la Ramazan proğramında Dr. Ender Saraç sedef hastalığı ve tedavisi hakkında bilgiler verdi.
Sedef hastalığı sebebi bilinmeyen bir hastalıktır. Hastalığın ırsi ya da sinirsel olduğu sanılmaktadır.
Sedef hastalığı belirtileri
Daha ziyada, baş derisinde, dizlerde ve dirseklerde veya tırnaklarda meydana gelen düzensiz kırmızı lekelerle kendini göstermeye başlar. Lekeler: gümüş renginde ve pul, pul olup, deriden yüksektir. Kaşıntı yapmazlar.
Sedef hastalığına Bitkisel çözüm
1) 15 gram ardıç katranı ile 40 gram vazelin karıştırılıp, iyice çalkalanır. Deri üzerindeki pullar, döküldükten sonra, arap sabunlu suyla yıkanıp, hazırlanan merhem sürülür.
2) 5 gram ardıç katranı, 4 gram saf alkol ve 4 gram eter karıştırılıp, merhem haline gelinceye kadar karıştırılır. Deri, arap sabunlu suyla yıkandıktan sonra sürülür.
3) 2 su bardağı suya; 100 gram şahtere konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere, birer kahve fincanı içlir.

Dr. Ender Saraç Sedef hastalığı için öneriler

August 31, 2010 at 4:00 am Filed in:Cilt Bakımı No Comments

Ender Saraç’ın 28.08.2010 Cuma günü Star Tv de yayınlanan Ender Saraç’la Ramazan proğramında Dr. Ender Saraç sedef hastalığı ve tedavisi hakkında bilgiler verdi.
Sedef hastalığı sebebi bilinmeyen bir hastalıktır. Hastalığın ırsi ya da sinirsel olduğu sanılmaktadır.
Sedef hastalığı belirtileri
Daha ziyada, baş derisinde, dizlerde ve dirseklerde veya tırnaklarda meydana gelen düzensiz kırmızı lekelerle kendini göstermeye başlar. Lekeler: gümüş renginde ve pul, pul olup, deriden yüksektir. Kaşıntı yapmazlar.
Sedef hastalığına Bitkisel çözüm
1) 15 gram ardıç katranı ile 40 gram vazelin karıştırılıp, iyice çalkalanır. Deri üzerindeki pullar, döküldükten sonra, arap sabunlu suyla yıkanıp, hazırlanan merhem sürülür.
2) 5 gram ardıç katranı, 4 gram saf alkol ve 4 gram eter karıştırılıp, merhem haline gelinceye kadar karıştırılır. Deri, arap sabunlu suyla yıkandıktan sonra sürülür.
3) 2 su bardağı suya; 100 gram şahtere konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere, birer kahve fincanı içlir.

alman çoban köpeği

August 31, 2010 at 2:55 am Filed in:Sağlık 1 Comment


ilker emirzeoğlu

yaprak hırka çemberlitaş hamamı tatil D programı

August 31, 2010 at 2:31 am Filed in:Sağlık 1 Comment


türk hamamı masaj sağlık güzellik turizm çemberlitas turkish bath historical places in istanbul

Üst Üriner Sistem Anatomisi

August 31, 2010 at 2:31 am Filed in:Sağlık No Comments

Üst Üriner Sistem Anatomisi

Böbrekler; karın boşluğunun arka bölümünde, kolumna vertebralis’in iki yanında yer alan, retroperitoneal yerleşimli, 11 cm uzunluğunda, 6 cm genişliğinde, 3 cm kalınlığında organlardır ve yaklaşık ağırlıkları 150 gramdır. Sağ böbrek daha aşağıdadır ve soldan daha küçüktür.

Sağ böbrek; L1-3 arasında, sol böbrek T12- L3 arasında uzanır. Böbrekler transvers olarak 30º anteriora rotasyonedir. Koronal planda üst polleri içeri açılanmış, sagital planda alt polleri öne doğru kaymıştır.

Böbrekler içten dışa doğru; fibröz kapsül, perirenal yağ dokusu (capsula adiposa), Gerato fasyası (fascia renalis), pararenal yağ dokusu (corpus adiposum pararenale) ile sarılmıştır. Perirenal yağ dokusu; kalın bir yağ tabakasıdır ve etrafdaki kas dokularından daha radyolusend olduğu için düz filmlerde ayırt edilebilir. Bilgisayarlı Tomografi’de (BT) hipodens olarak izlenir. Gerato fasyası; perirenal yağ dokusunun dışında yer alır ve adrenali içine alır. Ön ve arka yaprakları, lateral, medial ve süperiorda birleşirken, altı açıktır. BT’de hiperdens olarak izlenir. Böbrekler, karın arka duvarına pararenal yağ dokusu aracılığı ile otururlar.

Böbrek hilumunda, önden arkaya doğru, ven, arter ve pelvis bulunur. Pelvis, 2-3 ana major kalikse, bunlar da papillalarda sonlanan birçok minör kalikse ayrılır. Kaliks boyunları infindibulum olarak adlandırılır. Pelvis bazen tümüyle böbrek sinüsünün içindedir (intrarenal pelvis), bazen de kalikslerin uzun olması nedeniyle tümüyle böbrek dışındadır (ekstrarenal pelvis).

Böbrek parankimi, korteks ve medulla olmak üzere iki bölümdür. Medulla 8-18 adet çizgili görünümlü piramidden oluşur. Piramidlerin tabanı kortekse bakar. Tepeleri papilla adını alır ve minör kalikslere açılır. Papilla yüzeyine 7 ana kollektör kanal açılır (Bellini kanalları) ve bu görünüm nedeniyle area kribroza adı verilir. Papillaların sayısı 5-11 arasında değişir ve değişik konumda olabilirler. Bu nedenle, kalikslerin ve pelvisin görünümü çok değişkendir. Papillaları saran minör kalkslerin, papillalara yapıştığı yerlerdeki açı (forniksler), normalde keskin görünümdedir. Enfeksiyon veya obstrüksiyonda bu açılar keskinliğini kaybederek küntleşir. Kompresyon uygulanan intravenöz pyelografilerde (İVP), normal oldukları halde, forniksler küntleşebilir.

Renal arter ve ven, L2 düzeyinde, aorta ve vena cava inferiordan (VCİ) çıkarlar. Sağ renal arter, VCİ’un posteriorundan geçer. Renal arter ve vende %25-40 varyasyon alabilir. En sık varyasyon renal arter sayısının fazla olmasıdır. Sağda soldan, üst polde alt polden daha sıktır. Renal areterin, 5 segmental dalı vardır. Segmenter dağılım, böbreğin posterolateral bölümünde avasküler bir çizgi oluşturur (Brödel hattı – beyaz çizgi). Segmenter arter her piramid için lober arter olarak devam eder ve bunlar 2-3 interlober artere ayrılıp piramidler arasında kortekse doğru uzanır. Kortikomedüller bölgede interlober arter, piramid tabanına paralel şekilde dönerek arkuat arter adını alır. Arkuat arterden birçok sayıda interlobüler arter çıkar. İnterlobüler arterlerin ana dalları afferent glomerüler arteriolü oluşturur ve bunlar bir yada çok sayıda glomerüle dağılır. Glomerül kapiller ağı oluştuktan sonra çıkan efferent arteriol, peritübüler kapiller ağı yapar. Bu kapiller pleksus, venöz kapillerle birleşerek interlobüler venlere dökülür. Böbreğin venleri, arterlerle yandaşlardır ve aynı ismi alırlar. Sağ renal ven genellikle tek ve kısadır. Sol renal ven daha uzundur, inferior frenik, adrenal gonadal ve 3. lomber veni drene eder.

Sağ böbrek interaortokaval ve sağ parakaval lenf nodlarına drene olurken, sol böbrek lateral paraaortik lenf nodlarına drene olur.

Böbrekler T12-L2 düzeyinden gelen bir grup sinir hücresinin oluşturduğu renal pleksusla inerve olur. Böbrek korteksi ve kapsül civarından çıkan afferent lifler T11-L2 düzeyine ulaşırken, çok az bir bölümü Nervus Vagus ile aynı yolu izler. Böbreğin otonomik afferent lifleri, ingüinal ve femoral bölgeden gelen somatik liflerle aynı bölgeden spinal korda girdiklerinden dolayı, ağrı sıklıkla subcostal bölge ve abdomene yayılır. Ağrı renal kapsülün ani gerilmesi ile başlar. Kronik ağrılarda, az veya hiç ağrı hissedilmemesi olabilir.

Üreterler, idrarı peristaltik hareketlerle renal pelvisden mesaneye taşıyan 22-30 cm uzunluğunda içi boş organlardır. Lümeni genellikle 3 mm çapındadır. Üreter yukardan aşağıya, retroperitoneal bölgede psoasın önünde, peritona yapışık olarak iner. Gonadal damarların arkasından geçer. Eksternal ve internal arterlerin bifürkasyonu hizasında iliak damarları çaprazlayarak pelvise girer. Mesane tabanına geldiğinde superior vezikal arterin arkasından geçerek mesaneye girer. Bayanlarda uterin arteri önden çaprazlar. Abdominal ve pelvik parçaları vardır. Abdominal üreter renal pelvisle iliak damarlar arasında, pelvik üreter iliak damarlarla mesane arasında uzanır.

Üreter, proksimalde; renal arter, aorta, common iliak, gonadal arterden, distalde; internal iliak arter ve dallarından (superior vezikal, uterin, middle rektal, vajinal, inferior vezikal arterlerden) beslenir. Üreter üst kısımları medialden beslenirken, pelvik üreter lateralden dallar alır. Venöz dağılım arteriel dağılımın simetriğidir.

Renal pelvisin ve üreter üst ucunun lenfatik drenajı, renal lenf nodlarına olur. Abdominal üreterde, sağ tarafın lenf drenajı, sağ parakaval ve interaortokaval lenf nodlarına olurken, solda lenf drenajı sol paraaortik lenf nodlarına olur. Pelvik üreterin lenf drenajı ise internal, eksternal ve common iliak lenf nodlarınadır.

Üreterin sempatik preganglionik inervasyonu T10-L2 spinal segmentlerden sağlanırken; postganglionik sinirler, aortikorenal, süperior ve inferior hipogastrik otonomik pleksusdan çıkarlar. Parasempatik inervasyon S2-4’den olur. Üreter peristaltizmini sağlayan, intrinsik düz kas pacemaker’larıdır.

Ortak inervasyon nedeniyle üst üreterdeki obstrüksiyonlarda aynı taraf testiste (T11-L2), orta üreter obstrüksiyonlarında sağda McBurney noktasında, solda bunun simetriğinde ağrı hissedilebilir (T12-L1). Üreter alt uç taşlarında ise üreter orifisinin ödem ve enflamasyonuna bağlı mesane irritasyon bulguları ortaya çıkarken, ağrı da skrotal (bayanda labial) ciltte duyulabilir.

Yorgun gözlere bakım için tavsiyeler

August 31, 2010 at 1:26 am Filed in:Cilt Bakımı No Comments

Günlük yaşamımız da gözlerimize düşen yük sürekli artıyor. Gelişen teknoloji, daha yoğun çalışma hayatı, daha aktif sosyal yaşam gözlerimizin sürekli çalışması ve pekçok zararlı etkene maruz kalamsına sebep oluyor. Bu da göz yorgunluğu sorununu artırıyor.  Peki yorgun gözler için neler yapılabilir gelin bu yazımızda hep beraber bunun hakkında bilgi edinelim..
Pratik önerilerle bakışlarınızı güzelleştirebilirsiniz!
Göz çevresindeki koyu halkalardan kurtulmak istiyorsanız patates ya da kivinin mucizevî gücünden faydalanabilirsiniz.
İşte Önerilerimiz ;
1 adet çiğ patates ya da kiviyi rendeleyin. Temiz bir beze sarın. Hazırladığınız tamponu yata konumdayken gözlerinizin üzerine koyun. 15 dakika bekledikten sonra ılık suyla durulayabilirsiniz. Bu işlemi her gün tekrarlayabilirsiniz.
Göz çevresi bakımı için kozmetik kremler kullanıyorsanız ya da yeni kullanmaya başlayacaksanız özellikle K vitamini içeren kremleri tercih edebilirsiniz.
Gözlerinizdeki şişliği gidermek için bol su içmeye özen gösterin. Günlük tuz tüketimi miktarını azaltın.
Tuz; vücuttaki suyu tutarak hem göz hem de vücutta ödem oluşmasına ve buna bağlı olarak şişmesine neden olabilir.
Rahatlatıcı etkiye sahip papatya, yeşil çay gibi bitki çaylarını gece yatmadan önce içerseniz hem rahat uyursunuz hem de sabah uyandığınızda gözlerinizdeki şişliğin giderilmiş olmasının keyfini yaşayabilirsiniz.
Metal çay kaşığı buzlukta 1-2 dakika bekletin. Soğuyan çay kaşığını gözlerinize ve çevresine uygulayın. Bu sayede gözlerinizdeki şişlikler giderilmiş olacaktır.
Salatalığı dilimleyin, yatar konumdayken gözlerinizin üzerine yerleştirin. 10 dakika bekleyin. Sürenin sonunda gözlerinizin rahatladığını hissedeceksiniz.
Filtre kahve gibi kafein içerikli bir kahve hazırlayın. Temiz bir bez parçasını kahveye batırın. Kahveli bezi gözlerinizin üzerine kapatıp 10 dakika bekletin. Kafein; fazla suyun atılarak şişliğin giderilmesine yardımcı olur.

Malatyalı Kadir (Ölem Ölem)

August 31, 2010 at 12:50 am Filed in:Sağlık 4 Comments


Duygu yüklü yüreğine sağlık…

dj karakule hep sen varsın

August 30, 2010 at 11:54 pm Filed in:Sağlık 7 Comments


canımız sıkılıyordu böyle bişey yaptık.çok güzel oldu ellerimize sağlık…